Image Map

ÇELEBİ'DEN DÜNYA BANKASI ve İŞVEREN ÖRGÜTLERİNE YANIT:

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterEmail this to someone

DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi’nin, Dünya Bankası ve işveren örgütlerinin “işsizlik sorununun önündeki en büyük engellerin başında sigorta primleri ve vergiler gelmektedir” iddialarına yanıtı:

 

“Bu iddialar, işverenlerin önündeki tüm zorlukların ve engellerin kaldırılarak, R16;kalkınma’ için sosyal yaşamın feda edilmesinin istenmesidir!”

Dünya Bankası ve işveren örgütleri tarafından ileri sürülen iddiaya göre işsizlik sorunun önündeki en büyük engellerin başında ücret üzerindeki ek maliyetler (sigorta primleri ve vergiler) ve katı çalışma mevzuatı gelmektedir. TÜSİAD ve TİSK([1]) tarafından özellikle işsizlik sorunun çözümü ve dış rekabet gücünün arttırılması tartışmalarında dile getirilen bu konu 4857 sayılı İş Yasasının oluşturulmasında da gündeme getirilmişti. Ancak bu iddia henüz kanıtlanmış değil. Yapılan bu çalışma da, işsizlik, esneklik ve ücret üzerindeki yükler arasındaki ilişki iddia edilenden farklı olduğu görülüyor.

 

Dış Ticarette Rekabet Gücü ve İşsizlik

Üretim dünya ölçeğine yayılıp, ülkeler arasındaki rekabet ortamı ilerledikçe, ülkelerin rekabet gücüne göre aldıkları yer hem çalışma hayatının hem de ülke politikalarının önemli bir bileşeni halini aldı. Dolayısıyla, işverenlerin taleplerini destekleyen analizleri içerdikleri sürece de onların bir propaganda aracı oldular ve olmaya devam ediyorlar. Örneğin, TİSK, Dünya Ekonomik Forumu tarafından hazırlanan “Küresel Rekabetçilik Endeksi 2006-2007” çalışmasını kullanarak, dış rekabet gücünde en önemli ikinci sorunun “katı çalışma mevzuatı” olduğunu iddia etmiştir. Ancak iddia bu kadarla kalmamış ve TİSK, TÜSİAD ile beraber aynı nedeninin işsizlikle mücadele önünde önemli bir engel olduğunu dile getirmişlerdir. İstenilenler açıktır: birincisi, işgücü piyasasının katılığı kaldırılmalı ki, bundan kast edilen işten atmanın kolaylaştırılması ve ücretlerin kendi isteklerine göre düzenlenmesidir.  İkinci olarak, ücret üzerindeki maliyetler (vergi ve primler gibi) azaltılmalı, böylece kayıt-dışılığın azaltılacağı ve istihdamın arttırılarak, işsizliğin azaltılacağıdır. Ancak işverenler henüz bu iddialarını kanıtlayacak veriler sunmamışlardır. Her zaman olduğu gibi kendi yaklaşımlarını tek doğru ilan etmektedirler.

Ancak Dünya Bankası bünyesinde yapılan “İş Yapma Ortamı” adlı çalışma bu iddiaları kanıtlamaktan uzak sonuçlar vermektedir. İş Yapma Ortamı çalışmasının esas hedefi yabancı sermayenin ülkelerde ne kadar rahat hareket edebildiğini on alt başlık altında ölçmektir. Bu başlıklar sırasıyla şunlardan oluşmaktadır: 1. Firma Kuruluş İşlemleri, 2. Lisans ve İzin İşlemleri, 3.İşe Alma ve Çıkarma, 4. Emlak Alım ve Kayıt, 5. Kredi Temini, 6. Yatırımcı Koruması, 7. Vergi Ödeme İşlemleri, 8. Dış Ticaret İşlemleri, 9. Ticari Sözleşme Yaptırım Gücü ve 10. Firma İflası. Çalışmayı oluşturan maddelerden de anlaşılabileceği gibi bu çalışma aynı zamanda yabancı sermaye performans endeksi olarak da kullanılmaktadır.

 

İşsizlik ve İş Yapma Ortamı Arasındaki Doğrudan Bir İlişki Yok

Eğer söz konusu iddialar doğru ise, ülkelerin iş yapma ortamları ile işsizlik arasında bir ilişki bulunması gerekmektedir. Buna göre, “iş yapma ortamı” kolay olan ülkelerde işsizliğin ortalamadan az olması gerekirken, zor olduğu ülkelerde işsizliğin yüksek olması gerekmektedir. Aşağıdaki grafiklere bakarak konuşacak olursak, iddiaya göre endeks eğrisi artarken işsizlik eğrisinin de artması gerekmektedir. Oysa Grafik 1’den de görülebileceği gibi ülkelere göre verilen grafikte endeks değeri artarken işsizliğin de arttığını söyleyebilmek mümkün değildir. İstatistiksel açıdan arada bir ilişkinin olduğu söylense bile bu ilişki yaptığımız analizlerde %95 güven düzeyinde istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır.

 

Sonraki iki grafiğimiz işveren örgütlerinin iddialarını doğrudan ilgilendirmektedir. Birinci iddiaya göre işsizlik ile iş mevzuatının katılığı arasında bir ilişki olduğudur. Ancak yine grafikte görüldüğü gibi bu ilişki açık olmadığı gibi istatistiksel olarak arada anlamlı bir ilişki bulunmamaktadır. İş mevzuatındaki katılık artarken işsizliğin de arttığını söyleyebilmek için herhangi bir gerekçe yoktur. Aynı durum Grafik 3’de gösterildiği gibi, yine işsizlikle ücretler üzerindeki vergi ve prim yükleri arasındaki ilişkinin güçlü olmadığını göstermektedir.

 

Dış Ticaret, Verimlilik, Kur ve Ücretler

Kuşkusuz Türkiye’nin rekabet gücünü arttırmayı istemesinin ardındaki neden, ihracat etkinliğini arttırmaktır. İhracat etkinliğini arttırmanın ise başlıca üç yolu bulunmaktadır: yüksek verimlilik, yüksek kur ve düşük ücretler. Sırasıyla bu başlıkları inceleyecek olursak,

 

Verimlilik temel iki başlık altında ele alınabilir: sermaye verimliliği ve işgücü verimliliği. DPT tarafından OECD ülkeleri için yapılan karşılaştırmalı bir analiz, Türkiye’nin sermaye verimliliği açısından OECD ülkeleri içinde çok gerilerde olduğunu, işgücü verimliliğinde ise büyük ilerlemeler sağladığını göstermiştir. Türkiye’de sermaye verimliliğinin düşük olmasının esas sebebi Türkiye’de ekonominin daha çok düşük teknoloji kullanan emek yoğun sektörlerde (gıda, giyim, tekstil) yoğunlaşmış olmasıdır. Ekonominin üretimdeki katma değeri arttırmak ve rekabet gücü kazanabilmek için bilgisayar, elektronik, haberleşme ve otomotiv gibi yüksek teknolojili, sermaye yoğun bir yapıya bürünmeye ihtiyacı vardır. Ancak, dünyada ekonomideki böyle bir dönüşümü devlet desteği olmaksızın plansız yapan tek bir ekonomi yoktur. Güney Kore bu konudaki en çarpıcı örnektir. Oysa Türkiye’de partiler hala piyasanın iradesine teslim olmuş bir politika sürdürmekte ve planlamanın temel taşları olabilecek KİT’leri söz konusu dahi etmemektedirler. DPT tarafından yapılan çalışmanın önemli sonuçlarından bir tanesi, işgücü verimliliğindeki artıştır. Kuşkusuz bu artışın ardında yatan gerçek verili sermaye birikimiyle daha az sayıdaki işçinin daha çok çalıştırılmasıdır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı da bunu itiraf etmiştir: Türkiye’de işçiler haftada 52 saat çalışarak tüm OECD ülkelerinin üzerine üzerinde durmaktadırlar.

 

Ekonominin kaderi piyasaya terk edilmemelidir!

Düşük kur-yüksek faiz kıskacı Türkiye ekonomisinin temel sorunlarından bir tanesidir. İktidar partisi, bir taraftan, faizleri düşüreceklerini söylerken diğer taraftan Merkez Bankasının özerkliğini savunmaktadırlar. Oysa, Türkiye’de faizlerin Merkez Bankası eliyle düzenlendiği bir gerçektir. 2003 başında 130.1 milyar dolar düzeyinde olan toplam dış borç stokumuz, 2006 sonu itibarıyla 206.5 milyar dolara ulaşmış durumdadır. Dolayısıyla, AKP iktidarı döneminde Türkiye’nin dış borçları net olarak toplam 76.5 milyar dolar artış göstermiştir
. Bir başka deyişle Türkiye ekonomisi borçlanmaya bağımlı hale gelmiştir. Varolan borç yükü düşmediği sürece faizlerin düşmesi de hayal gibi görünmektedir. Diğer taraftan, piyasaların inisiyatifine terk edilen kur politikasıyla kurun nasıl yükseltileceği bir başka problemli noktadır. Sonuç olarak, kura dayalı ihracat etkinliği, piyasaların kararına bırakılmıştır. Sıcak para hareketlerine kontrol getirilerek kur üzerindeki yapay oynamalara son verilmelidir.

 

Türkiye düşük ücretliler ülkesi olmamalıdır! İşçilerin üretimden aldıkları pay arttırılmalıdır!

Verimliliğin yetersiz olduğu ve kurun düşük seyrettiği Türkiye’de ihracat etkinliğini arttırmanın tek yolu kalmaktadır: düşük ücret politikasını sürdürmek. İşverenlerin ve devletin verimlilik konusundaki beceriksizliğinin ve piyasaların yükünü işçiler üstlenmektedir. AKP iktidarı döneminde bir saatlik  işçi başına üretim yüzde 30 artarken ücretler sadece yüzde 3.4 artmıştır. Diğer taraftan, yüksek işsizlik oranı işçileri için bir tehdit olarak kullanılmakta ve işçiler ihracat etkinliğini arttırmak adına sefalet ücretlerine tabi kılınmaktadır.

Sonuç

İşveren kesimlerinin öne sürdüğü iddiaların ekonomideki ismi arz-yönlü politikalardır. Bir başka deyişle, işverenlerin önündeki tüm zorlukların ve engellerin kaldırılması ve “kalkınma” için sosyal yaşamın feda edilmesidir. Bugün işsizlik sorununa öncellik vermeyen herhangi bir politika aracı kabullenilemez. İş yaşamını etkileyen politikalar üretilirken, işçi ve emekçileri gözeten, sosyal yaşamı destekleyen ve değerin dağılımını eşit sağlayan politikalara öncelik istenmesi, işsizliğin çok yüksek seyrettiği ülkemiz için büyümenin önünde engel olmasa gerek. İşsizlik gibi tüm topluma nüfuz etmiş bir sorunun çözümü konusunda dikkatli ve daha gerçekçi olunması gerekmektedir.

 

 

Grafik 1

 

 

Grafik 2

 

 

Grafik 3



[1] Bu iddialar için TİSK tarafından yapılan 10 Ocak 2007 tarihli http://www.tisk.org.tr/duyurular.asp  adresinden yapılan açıklamaya ve TÜSİAD tarafından 16 Haziran 2006 tarihli Milliyet gazetesindeki “TÜSİAD: İstihdam dostu büyüme gerek” haberine bakılabilir.

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterEmail this to someone
ITUC ETUC