Image Map

Enerji-Sen üyesi Dicle Elektrik Dağıtım AŞ işçileriyle dayanışma

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterEmail this to someone

20160621_143208

Diyarbakır Dicle Elektrik Dağıtım AŞ işçilerinin yıllardır verilmeyen yol, yemek ve fazla mesai ücretleri için dava açması üzerine yüzün üzerinde Enerji Sen işçinin hukuksuzca işten atılması üzerine başlayan direniş ile ilgili olarak 21 Haziran Pazartesi günü bir basın açıklaması yapıldı. Açıklamaya DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu‘nun yanı sıra, Bağlar Belediye Eş Başkanı Eşref Güler ile Diyarbakır milletvekili İmam Taşçıer‘ın yanı sıra DİSK Genel İş 2 nolu şube yöneticileri ve işçileri ile KESK Şubeler Platformu destek verdi.

Yüzlerce enerji işçisinin iş kanunu ve iş sözleşmelerinden doğan haklarını talep ettikleri için işten çıkartılmasının ve tehdit edilmesinin hukuksuzluk olduğunun dile getirildiği eylemde basın açıklamasını okuyan Enerji-Sen Genel Başkanı Mehmet Şirin Gürbüz, davalarını geri çekmedikleri için hukuksuzca işten atılan yüzden fazla enerji işçisinin haklarının verilerek işbaşı yaptırılması için mücadeleye devam edeceklerinin altını çizdi.

Eylemde DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu ve Bağlar Belediye Eş Başkanı Eşref Güler birer açıklama yaptı. Çerkezoğlu açıklamasında DEDAŞ işçilerinin yaşadıklarının, Türkiye’de işçi sınıfına karşı savaş açıldığı gerçeğini bir kez daha gözler önüne serdiğini ifade ederek “Bu topraklarda açlık varsa, sömürü varsa, baskı varsa, işçi sınıfına karşı açılan bir savaş varsa bu savaşa karşı direnen onurlu işçiler de vardır” dedi.

dedas3

Diyarbakır’da hakları için direnen Enerji Sen üyesi DEDAŞ işçilerini ziyarette Genel Sekreterimiz Arzu Çerkezoğlu’nun yaptığı konuşma

Değerli basın emekçileri ve mücadele arkadaşlarım;

İşine, geleceğine, ekmeğine ve haklarına sahip çıkmak için onurlu bir direniş sürdüren Dicle Elektrik Dağıtım İşçilerini, Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK adına selamlıyorum.

Buradaki direnişin konusu, bu topraklarda yaratılan emek cehenneminin özeti gibi. DEDAŞ işçileri açlıkla, işsizlikle tehdit ediliyor. Peki DEDAŞ işçilerinin suçu ne? Hakları olan yol ve yemek paralarını istemek. İstemekle yetinmemek, bu hak gaspının sona ermesi için mahkemelere başvurmak.

İşçilerin haklarını mahkemeler yoluyla savunması karşısında, arkadaşlarımızı işten çıkarma, onları ve çocuklarını aç bırakma tehdidiyle karşımıza çıkan işveren açıkça bir insanlık suçu işlemektedir.

Bir ülke düşünün ki, işçinin hakkı için mahkemeye başvurması işsiz kalma nedeni olabiliyor.

Bir ülke düşünün ki; işçinin hakkı için sendikalı olması, sendikal haklarını kullanması, grev yapması, direnmesi, sokağa çıkması suç olabiliyor.

Bir ülke düşünün ki, patronların işçileri kölece çalıştırmasının, emeğin haklarını gasp etmesinin, iş cinayetlerinde her yıl 1800 işçinin ölmesinin önünde hiçbir engel yok! Ama işçilerin ekmeği için, çocukları için, onuru için verdiği her türlü mücadelenin önü engellerle dolu.

İşte bu nedenle Türkiye, Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu ITUC’un çalışmalarına göre, dünyada işçilerin en kötü koşullarda çalıştığı 10 ülke arasına giriyor. Dünyada işçilerin en çok öldüğü, en uzun saatlerle çalıştırıldığı, öte yandan da en az ücret aldığı, hakkını savunmasının en çok engellendiği ülkelerden birisi burası! Uluslararası Çalışma Örgütü’nün sözleşmelerinin sadece yüzde 31’ini onaylayan Türkiye, bu sözleşmeleri en çok ihlal eden ülkeler arasında yer alıyor.

Bu da yetmiyor; siyasal iktidar tarafından işçilere karşı büyük bir savaş ilan ediliyor. İşçileri köleleştirmek için en acımasız yasaları birbiri ardına Meclis’e getiriyorlar. İnsanlık tarihinin en ağır suçlarından biri olan insan ticaretini bir gecede yasalaştırdılar. Kiralık işçilik adı altında işçi simsarlığını yasal hale getirdiler. Taşeron işçilerin mahkemelerde ve fiili mücadelelerde kazanılmış haklarını yok saymaya devam ediyorlar.

Gözünü emeğin haklarına dikmiş iktidar, kıdem tazminatlarımızı fona devredip iş güvencemizi de tırpanlamak istiyor. Kadın işçilere yarı zamanlı çalışmayı, evden çalışmayı dayatacak, daha da güvencesiz çalıştıracak düzenlemeler hazırlıyorlar.

Zorunlu tasarruf adı altında, işçilerin açlık ve yoksulluk sınırının altındaki ücretlerine bile el uzatıyorlar. İşçiden zorla topladıkları paralarla yandaş inşaat firmalarını, bankaları beslemenin, savaşı büyütmenin hesabını yapıyorlar. Siyasi iktidar, işçilere karşı bir savaş hükümeti olarak sermayenin desteğini arkasında tutmaya çalışıyor.

Diyarbakır DEDAŞ işçilerini yaşadıkları, işçi sınıfına karşı açılan savaşın gerçeğini kez daha gözler önüne sermektedir. Ama DEDAŞ işçileri bir başka gerçeği daha bizlere göstermektedir. Bu topraklarda açlık varsa, sömürü varsa, baskı varsa, işçi sınıfına karşı açılan bir savaş varsa bu savaşa karşı direnen onurlu işçiler de vardır.

Patronlar arkasına iktidarı almış olabilir. Patronların suç işlerken güvendiği çeşitli kirli, gizli ilişkileri olabilir. DEDAŞ işçilerinin de arkasında, tarihi boyunca asla köleliğe teslim olmayan DİSK ve DİSK’li işçiler vardır, Diyarbakır halkı vardır.

Bu nedenle DEDAŞ işverenine burada bir kez daha çağrı yapmak istiyorum. Gelin bu hukuksuzluktan, bu hak tanımazlıktan, bu maceradan vazgeçin. İşçilerin tüm kazanılmış haklarını tanıyın, başta yol ve yemek hakları olmak üzere hiçbir kazanılmış hakkına dokunmadan tüm arkadaşlarımızın işbaşı yapmasını kabul edin.

Ama siz işçilerin haklarını yok sayarsanız DEDAŞ işçisi de direnmeye devam edecektir. Biliniz ki DEDAŞ işçisi bu direnişinde yalnız kalmadı ve asla yalnız kalmayacak.

Onuruyla direnen, haksızlık karşısında eğilmeyen bu arkadaşlarımız tüm hakları verilerek işbaşı yapana kadar onlarla kol kola omuz omuza mücadeleye devam edeceğiz.

15-16 Büyük işçi direnişinin 46’ıncı yılında söylediğimiz söz son sözümüzdür:  UZATILAN KILICA SESSİZCE EĞİLECEK BOYUN BİZDE YOKTUR!

DEDAŞ işçisi yalnız değildir! Atılan işçiler geri alınsın!

İnadına Sendika, İnadına DİSK!  

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterEmail this to someone
ITUC ETUC