Image Map

DİSK Genel Başkanı Kani Beko’nun İŞ-KUR Genel Kurulu’nda yaptığı konuşma

Share on Facebook158Tweet about this on TwitterEmail this to someone

DİSK Genel Başkanı Kani Beko’nun 1 Kasım 2017’de Ankara’da toplanan İŞ-KUR 9’uncu Genel Kurulunda yaptığı konuşma:

Sayın Bakan, Sayın İŞ-KUR Genel Müdürü, Konfederasyonun kıymetli başkanları ve temsilcileri, İŞ-KUR Genel Kurulu’nun değerli delegeleri,

Türkiye’de çalışma yaşamı açısından son derece önemli bir yere sahip olan İŞ-KUR, kurumsal olarak ciddi bir genişleme sürecindedir. Bu süreçte İŞ-KUR’un  yürüttüğü  faaliyetlerin ve işgücünü kayıtlı hale getirme çabalarının önemli olduğunu düşünmekteyiz. Yine İŞ-KUR ile birlikte yer aldığımız etkinliklerde kurulan karşılıklı etkileşimlerin gelecek açısından son derece önemli olacağını düşünüyoruz.

Emekçilerin giderek artan sorunlarının karşısında, kurumunuzla sendikalar arasındaki ilişkilerin çalışma yaşamında anahtar bir rol oynayacağı kanısındayız. Bu anlamda İŞ-KUR’un görevi sadece bir iş bulma faaliyeti olarak görülemez. İşe giren işçinin çalışma yaşamına katılımı, işin niteliği, çalışma koşullarının ve hakların geliştirilmesi gibi pek çok konuda sosyal gelişmenin de parçası olması gereği açıktır.

Bugün insanların çalışma hakkı bir ticaret unsuru haline getiriliyor ve emeklerini satma hakları bile ticarileştiriliyor. Bu gelişmeler karşısında kamunun emekçilere kamusal bir sorumlulukla hizmet etmesi gerekiyor. Dolayısı ile İŞ-KUR ile özellikle insan onuruna yaraşır iş ve örgütlü toplum yaratma amaçlı projelerde ve eğitimlerde yan yana olmayı istiyoruz. İşe giren işçilerin sorunlarının takipçisi olmak açısından ortak bir tutum geliştirmeyi istiyoruz.

İŞ-KUR, evrensel normlarda emekçilere ve işsizlere hizmet eden bir kurum haline gelmelidir. Kardan önce insan olgusu ile hareket eden, sosyal konulara duyarlı bir yönetim politikasını hayata geçirmelidir.

Değerli Genel Kurul üyeleri,

Bu anlamda İŞ-KUR’un temel faaliyet alanını oluşturan istihdam meselesi elbette ki, hükümetlerin istihdam stratejilerinden bağımsız değildir. Ancak hükümetlerin stratejisi ne olursa olsun İŞ-KUR’un sorumluluğu insan onuruna yaraşır iş ekseninde ele alınmalıdır.

Konfederasyonumuz; İŞ-KUR ile bugüne kadar sürdürdüğü kurumsal ilişkiyi geliştirmek istemektedir. Özellikle, güvencesiz, kayıtdışı çalışmayla mücadeleye ve dezavantajlı kesimlerin çalışma yaşamına insan onuruna yaraşır biçimde dahil olmasına, sendikal hakların alanını genişletmeye katkı vermeye hazırız. Bu bağlamda İŞ-KUR’un son dönemde yürüttüğü ya da üstlendiği bazı fonksiyonların maalesef son derece olumsuz sonuçlarının olduğunu düşünüyoruz.

İŞ-KUR giderek piyasa odaklı çalışan ticari bir kuruma dönüştürülüyor. Kamusal bir istihdam anlayışıyla asla örtüşmeyen, devasa bir özel istihdam bürosu özelliği kazandırılmaya çalışılıyor İŞ-KUR’a.

Aktif işgücü politikaları ve toplum yararına çalışma programları adı altında yürütülen faaliyetlerle, işçilerin işsizlik gerçeğinin baskısı altında, ucuz işgücü olarak kullanıldığına tanıklık ediyoruz. İnsanların bilgi ve deneyimlerinin esnek işgücü piyasaları başlığı altında yok sayıldığı bir dönemdeyiz. İnsanlar sürekli yeni vasıflar edinmek durumunda bırakılıyor. Çok vasıflı ama işsiz insanların sayısı giderek artıyor. Kişilerin vasıflarının çeşitlenmesi, aynı vasfa sahip iş arayan insanların sayısının artması ile işçilerin ücretleri üzerindeki baskıyı arttırıyor.

Bu gerçeği görmeden sadece piyasanın ihtiyaçlarına odaklanarak politika üretmek son derece yanlıştır. Bu yanlışın sonuçlarını “iş beğenmiyorlar” diye sunmak daha da yanlıştır. İnsanlar bilgi birikimlerinin, deneyimlerinin yok sayılarak, asgari ücrete mahkum edilmelerini elbette kabul etmeyecekler. “İş beğenmeme” değil, insanların vasıflarına, bilgi ve deneyimlerine uygun çalışma koşullarının üretilmemesi sorunuyla karşı karşıyayız.

İşsizlikle mücadeleyi, çalışma koşullarını kötüleştirerek, ücretleri düşürerek çözmeye çalışan bu anlayışa karşı emeğin taleplerini gündemine alan bir anlayışla çıkılmalıdır. Bu stratejinin sonuçları Soma’da, Mecidiyeköy’de, Ermenek’te ve Türkiye’nin dört bir yanında acı bir biçimde görülmektedir. Bu strateji işsizliğin “ne iş olsa yaparım” başlığı altında gizlenmesi, işletmelerin karını insanların yaşamının önüne alma stratejisidir.

Değerli Genel Kurul üyeleri,

Özel İstihdam Bürolarının Geçici İş İlişkisi Kurması yasal hale geldi. Bu sistem dünya çapında modern kölelik büroları ve işçi simsarlığı olarak tanımlanmaktadır. İşçinin emeğini satma ve iş seçme özgürlüğü ticaret konusu yapılmaktadır. İşçi belli bir istihdam bürosunun işçisi görünürken, söz konusu büro işçiyi belli sürelerle firmalara satacaktır. İşçi gerçekte çalıştığı işyerinin değil, onu kiralayan firmanın işçisi olarak görülecektir. Sendikalaşma hakkı yok sayılacak, işçinin nerede ve ne koşulda çalışacağı işvereninin dudağından çıkacak söze bakacaktır. O esnada fiili olarak çalışmasa bile işçi istihdamda sayılmaya devam edecektir. Kısmi süreli çalışma yaygınlaşacaktır.

Kadınlar bu tip güvencesiz ve kuralsız çalışma biçimlerinin en önemli hedefi konumundadır. İş güvencesinin, işçiyi koruyan yeterli düzenlemelerin bulunmadığı koşullarda  kiralık işçilik uygulaması, aktif işgücü piyasaları, toplum yararına çalışma gibi güvencesiz çalışma biçimleri çalışma hayatını dinamitleyecektir. Bu uygulamalar, taşeron çalışma biçimlerine bile rahmet okutacak uygulamalardır. Bu nedenle İŞ-KUR’un bu uygulamaları savunması amaç ve ilkelerine aykırıdır. Böyle bir çalışma biçimini kabul etmek mümkün değildir.

Tarım ekonomisine çok büyük katkıları olan mevsimlik tarım işçilerinin sosyal hakları sürekli olarak göz ardı edilmiştir. Bugün mevsimlik tarım işçileri “sosyal korumasızlığın” ve “sosyal dışlanmanın” temsili durumunda olan kişilerdir. Türkiye’deki çalışma hayatının en dezavantajlı grubunu oluşturmaktadırlar. Ne yazık ki getirilen yasal düzenlemelerle mevsimlik tarım işçileri özel istihdam bürolarının insafına terkedilmiş durumdadır. Bu yaklaşım, sosyal güvenliklerini sağlamada başarısız olmuştur.

Mevsimlik işçiler  sosyal güvenlik şemsiyesi içine alınmalıdır. Aracılık ilişkisini kayıtlı haline getirerek , dayılık sistemine yasallık kazandırılacağına, İŞKUR’da kayıt altına alınarak kamusal hizmet alanından yararlanmaları sağlanmalıdır.

SGK ve İŞ-KUR birlikteliği içinde, mevsimlik tarım işçilerinin ve ailelerinin  ulaşım, barınma , sağlık,eğitim, çalışma saatleri, örgütlenme ve ücret ile ilgili koşulları insana yaraşır hale getirilmelidir.

Değerli katılımcılar,

Bir başka canımızı yakan konu işsizlik fonudur. İşsizlik fonunun amacı doğrultusunda kullanılması temel talebimizdir.

İŞKUR’un en önemli faaliyeti İşsizlik Sigortası’dır. Bu nedenle işsizlik sigortası fonu kaynaklarının nasıl kullanıldığı büyük önem taşıyor.

En başından söyleyelim, İşsizlik Sigortası Fonu, işsize cimri , patrona cömert bir fondur. İşsizlik ödeneği almak zor, ödenek miktarları düşük ama teşviklere gelince bol kepçededir.

Fonun gelir ve giderlerine ilişkin birkaç veriyi aktarmanın   burada gerekli olduğu düşünüyorum.

İşsizlik Sigortası Fonu’na Mart 2002’den Aralık 2016’ya 8 milyon işsiz başvurdu ancak bunların sadece 5,2 milyonuna işsizlik ödeneği bağlandı. 2,8 Milyon işsiz koşulları sağlamadığı için ödenekten yararlanamadı.

Yıllık ortalama 350 bin civarında işsize işsizlik ödemesi yapıldı. Oysa 2016 sonu itibariyle resmi işsiz sayısı 3,7 milyonu aştı. 15 yılda Fon’dan işsizlere yapılan toplam ödeme 14.7 Milyar TL oldu.

Fonun 2002-2016 arası geliri 151 milyar TL.  Bunun ne kadarı işsizlere ödenmiş biliyor musunuz? Sadece yüzde 9,7’si. İşsize sadece 14,7 milyar TL ödenmiş.

İşsizlik Fonundan tam 32 milyar TL teşvik ödemelerine ve GAP’a gitmiş.  Bu harcama işsizlik fonunun toplam gelirinin yüzde 21’ine karşılık geliyor. Teşviklere yaklaşık 20 milyar TL harcanmış.

İşsize yüzde 9,7 kaynak, hükümet ve işverenlere ise yüzde 21.  Yağma Hasan’ın böreği! Dememek için kendimizi zor tutuyoruz.

Değerli Genel Kurul üyeleri,

2017 yılı içinde İşsizlik Sigortası Fonu kaynaklarına bir kez daha göz dikildi. 9 Şubat 2017’de yayımlanan 687 sayılı OHAL Kanun Hükmünde Kararname’den bu kez İşsizlik Sigortası Fonu kaynaklarından sermayeye teşvik sağlanması çıktı.

“Konunun OHAL ile ilgisi ne diye” soracaksınız.  Evet hiçbir ilgisi yok. Sadece bu değil aynı KHK ile kış lastiği konusu da düzenlenmiş. Bu konuların OHAL KHK’si ile düzenlenmesi Anayasa’ya aykırı. Ama bir süredir anayasa yok ve KHK’ler anayasanın yerini almış durumda.

Hükümetin OHAL ilan nedenleri dışında KHK çıkarması hukuksuzluktur ve Anayasa’ya aykırıdır.  İşsizlik Sigortası Fonu’nun darbeyle ne alakası var.

Bu kadar fırsatçılık olmaz!

Konuyu Meclis’e getirmek yerine, taraflara sormak ve kamuoyunun önünde tartışmak yerine neden KHK ile düzenliyor hükümet?

KHK ile yapılan düzenlemeye göre 2017’de yeni istihdam edilecek her işçi için işverenlere 773 TL destek sağlanacak. Bu desteğin 667 TL’si (yüzde 86’sı) İşsizlik Sigortası Fonu’ndan sağlanacak.

Böylece yeni işçi alan işverenler sadece net asgari ücret ödeyecek, vergi ve sigorta primi ise ödemeyecek. Daha önce sağlanan teşviklerle karşılaştırıldığında şimdiye kadar ki en bonkör teşvik söz konusudur bu düzenlemeyle.

Bu teşvik için hükümet elini sıcak sudan soğuk suya değdirmiyor. Ama kamuoyu yanıltılıyor. Başbakan “12 milyar TL teşvik sağlıyoruz, helali hoş olsun, devlet yapıyor, hükümet yapıyor” deyiverdi.

Oysa bu iddia gerçek dışı. Hükümet teşvikler için kaynak sağlamıyor. İşçilerin parasını onlara sormadan amaç dışı kullanıyor.

İşsizlik Sigortası Fonu’nda biriken kaynaklar işsizlere ödenecek yerde, işsizlerin eğitimine harcanacak yerde doğrudan patronlara destek olarak kullanılıyor.

Peki İşsizlik Sigortası Fon’undan harcanan bu devasa kaynaklara ve teşviklere rağmen işsizlikte düşüş ve istihdamda artış yaşanıyor mu?

Ne yazık ki bu soruya olumlu yanıt veremiyoruz.

İstihdam teşviklerini izleyebileceğimiz İŞKUR verilerine göre 2017 Ocak-Eylül döneminde İŞKUR tarafından işe yerleştirilenlerin sayısı 792 bin oldu. Bu sayı geçen yılın aynı dönemine göre sadece 222 bin kişi artış gösterdi. İŞKUR’un işe yerleştirme oranı (performansı ise) düştü.

SGK verilerine göre Temmuz 2016’da 14 milyon 67 bin olan 4/a kapsamındaki zorunlu sigortalı sayısı Temmuz 2017’de 14 milyon 195 bin olmuş. Bunca teşvike rağmen zorunlu sigortalı sayısı bir yılda sadece 128 bin artmış. Bu mudur istihdam seferberliği.

Bir seferberlik olduğu kesin. İş Kur kaynaklarıyla stajyer ve kursiyer seferberliği yaşanıyor. Nitekim son bir yılda 1 milyon 300 bine yakın kursiyer, stajyer ve çırak istihdamı sağlanmış.

Özetle İŞKUR kaynakları çarçur ediliyor ama bunun istihdama bir faydası yok.

Sonuç olarak devlet işsizlere ya kendi ilgi ve becerisine uygun bir iş bulmak ya da onlara gelir desteği yapmak zorundadır. İŞ-KUR bu amaç için yapılandırılmalı ve bu sorumluluğu üstlenmelidir.

Bu duygu ve düşüncelerle Genel Kurul’u selamlıyor, hepinize başarılar diliyorum.

Share on Facebook158Tweet about this on TwitterEmail this to someone
ITUC ETUC