Image Map

DİSK-AR 2010 MART AYI DÖNEMİ İSTİHDAM RAPORU:

DİSK ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ (DİSK-AR)

2010 MART AYI DÖNEMİ

İSTİHDAM RAPORU

20/06/2010

İSTİHDAM DEĞİL, GÜVENCESİZLİK ARTTI

 

Türkiye AKP hükümetinin iktidara geldiği günden bu yana, işsizlik sorununu can yakıcı bir biçimde yaşamaya devam ediyor. Resmi işsizlik oranları yıllarca yüzde 10’lar seviyesinde yapısal bir özellik kazanmışken, krizin etkisi ile birlikte yüzde 14-15 düzeylerine çıkmış durumda.

 

Kriz teğet geçti söyleminin arkasında, artık milyonlarla ifade edecek kadar çok kişi işini kaybetti, güvencesiz çalışmanın, eksik istihdam biçimlerinim, işsizliğin girdabına sürüklendi.

 

8 Haziran 2010 tarihinde gerekleştirilen Ekonomi Koordinasyon Kurulu toplantısında (EKK) “Ulusal İstihdam Stratejisi” taslağında işsizliğin yüzde 10’luk kısmının yapısal bir olgu olduğu kabul edilmektedir. Kısa vadeli amaç konjoktürel etkinin giderilmesi olarak -ki bu oran yüzde 4’tür- belirlenmiştir.

 

Bu durum hükümetin başarısızlığının itirafı olduğu kadar krizin teğet geçtiği söyleminin de gerçeklerden ne kadar uzak olduğunun bir göstergesidir. Hükümet 2 milyon 200 bin işsizi yapısal işsiz olarak görmekte, bu durumu adeta kanıksatmaya çalışmakta, krizin yarattığı bir olgu olarak açığa çıkan 1 milyon 264 bin işsizi ise dönemsel bir olgu olarak görmektedir. 1 kişinin bile işsiz kalmaya devam etmesi yapısaldır bahanesi ile kabullenilemez. Dolayısı ile herkese insan onuruna yaraşır iş sağlamak hükümetler için temel bir sorumluluk olmak durumundadır.

 

Türkiye’de işsizlik oranı, iflasın eşiğinde olduğu ilan edilen, Türkiye’nin yardım eli uzatmayı teklif ettiği komşumuz Yunanistan’ın işsizlik oranının bile çok üzerindedir. Yunanistan İstatistik Kurumu verilerine göre Yunanistan’da işsizlik oranı yüzde 11,7 düzeyindedir.[1] Oysa biz de bu oran yüzde 13,7 düzeyine ulaşmaktadır.

 

İŞSİZ SAYISINDA ARTIŞ YÜZDE 35

 

Şubat, Mart, Nisan 2010 dönemini (Mart dönemi) kapsayan Hanehalkı İşgücü Anketi (HİA) sonuçlarına göre işsizlik oranı geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre 2,1 puanlık düşüşle yüzde 13,7 olmuştur. İşsiz sayısı ise 337 bin kişi azalmıştır. Sermaye çevrelerinin ve hükümet yetkililerinin sevinç çığlıkları atmasına neden olan istatistikler bunlardır. Hâlbuki şirketlerin karlarının ve milyonerlerin sayısının katlandığı 2009 yılında, işten atılmalar, ücretsiz izinler, emekliliğe zorlamalar ile çalışma yaşamı işçiler açısından bir cehenneme çevrilmiş, işsizlik oranları patlamıştır. Ve bu durum etkilerini en yakıcı bir biçimde sürdürmektedir.

 

2008 yılında ilgili dönemde yaklaşık 2,5 milyon olan işsiz sayısı, yine son açıklanan resmi verilere göre yaklaşık 3,5 milyondur. İşsiz sayımız 2 yılda yüzde 35 artış göstermiştir.

 

 

TÜRKİYE

2008(*)

2009

2010

Kurumsal olmayan nüfus (000)

69 479

70 299

71 105

15 ve daha yukarı yaştaki nüfus (000)

50 564

51 426

52 287

İşgücü (000)

22 921

23 924

25179

    İstihdam (000)

20389

20148

21741

    İşsiz (000)

2532

3776

3438

İşgücüne katılma oranı (%)

45,3

46,5

48,2

İstihdam oranı (%)

40,3

39,2

41,6

İşsizlik oranı (%)

11

15,8

13,7

    Tarım dışı işsizlik oranı (%)

13,4

18,9

16,7

    Genç nüfusta işsizlik oranı(1)(%)

19,8

27,5

24,6

İşgücüne dahil olmayanlar (000)

27 643

27 501

27 108

Kaynak: TÜİK HHİA sonuçları

 

GÜVENCESİZ ÇALIŞMA YAYGINLAŞIYOR

 

“İşçinin iş ilişkisine süreklilik sağlanarak geleceğine güven duyması, işini kaybetme, dolayısıyla kendisinin ve ailesinin geçim kaynağını oluşturan gelirinden yoksun kalma endişesinin dışında tutulması temel bir haktır.” Bu çerçevede geçici iş ilişkisi, işçinin geleceği olan inancını zedeleyen, yeni bir iş bulamama korkusunu tetikleyen, işçinin temel haklarından birinin ihlali anlamını taşımaktadır. Taşeronlaşma olgusu yine geçici iş ilişkisinin bir biçimi olarak yürümektedir. İşsizlik rakamlarındaki düşüşe güvencesiz çalışanların ve eksik istihdam edilenlerin sayısındaki artış eşlik etmektedir. Yani istihdamdaki artış işin nitelik ve süre açısından yetersizliğine işaret etmektedir.

 

Herkese insan onuruna yaraşır bir iş talebi dikkate alındığında, krizden güvencesiz ve geçici işlerle çıkmanın çözüm olmadığı görülecektir.

 

Geçici bir işte çalışanların sayısı aynı dönem için 2009 yılında 1 milyon 35 bin iken, 2010 yılında 1 milyon 255 bin düzeyine ulaşmıştır. Güvencesiz ve geleceğinden endişeli olan bu kesimin sayısındaki artış ise 220 bindir.

 

İŞİ GEÇİCİ OLDUĞU İÇİN İŞSİZ KALANLAR BAŞI ÇEKİYOR

 

Resmi rakamlara göre işsiz kalanların, işsiz kalma nedenlerine göre en ön sırasında yine güvencesiz çalışan, geçici işçiler oluşturmaktadır. Geçici bir işte çalışan her bir işçiye karşın, geçici bir işte çalıştığı ve iş sona erdiği için işsiz kalan bir işçinin olması, güvencesizliğin işsizliğe nasıl bir boyut kattığının somut bir ifadesidir. Türkiye’de her 10 kişiden sadece 1’i geçici bir işte çalıştığı halde, işsizlerin yüzde 31’ini geçici işlerde çalıştığı için işsiz kalanlar oluşturmaktadır. Bu halde olanların sayısı 1 milyon 83 bindir. İşten çıkartıldığı için işsiz kalanların toplam içindeki payı azalmakla birlikte hala 653 bin kişi işten atılmış ve iş bulamamıştır. Yine bu dönemde işten ayrılanların oranı geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre 346 binden 360 bine yükselmiştir.

 

İşsizlerin işsiz kalış nedenlerine göre sayısı (bin kişi)

Çalıştığı iş geçici olup işi sona erenler

31,5%

1.083

İşten çıkarılanlar

19,0%

653

Kendi isteğiyle işten ayrılanlar

15,7%

540

İşyerini kapatan/iflas edenler,

8,2%

282

Ev işleriyle meşgul olanlar

7,7%

265

Öğrenimine devam eden veya yeni mezun olanlar

7,5%

258

Diğer nedenler

10,4%

358

 Kaynak: TÜİK

 

ÇALIŞIYORMUŞ GİBİ GÖRÜNENLERİN SAYISI DA ARTTI

 

TÜİK HİA Mart dönemi verilerine göre eksik istihdam rakamlarında da artış görünmektedir. Buna göre esas işinde ve diğer işinde/işlerinde toplam olarak 40 saatten daha az süre çalışmış olan ve 1 saat çalışmış olsa bile istihdam da sayılanlarla, aynı nedenlerle istihdamda görünen ancak iş bakanların yani gizli işsizlerinde sayısında 154 bin kişilik artış gerçekleşmiştir. Dolayısı ile istihdamdaki artış nitelikli ve insan onuruna yaraşır bir çalışma yaşamına işaret etmemektedir.

 

ÇARESİZLİKTEN KÖYE DÖNÜŞ BAŞLADI

İşsizlik verilerinin düşük görünmesinin nedenlerinden biri de, çaresizlik nedeniyle kentten kırsal alana işgücündeki kaymadır. Mart 2010 dönemi için kırdaki istihdam geçen yılın aynı dönemine göre 610 bin kişi artış göstererek 7 milyon 375 bine ulaşmıştır. Kırsal kesimde gelir kaybı yaşadığı için kentlere yönelen yüzbinlerce emekçi, işsizlik girdabından kaçarak, yine çaresizliklerine yani tarım alanına, kırsal kesime dönüş yapmıştır. İşin ilginç olanı kırsal alanda işgücünde yaşanan artışın nasıl istihdama birebir yansıdığıdır. TÜİK bu konu hakkında açıklama yapmalıdır.

NEREDEYSE 3 İŞSİZDEN 1’İ 1 YILDAN FAZLADIR İŞSİZ

İşsizlerin arasında 1 yıldan fazladır işsiz olanların sayısında da artış yaşandı. İş bulamamanın kronik bir hale gelmesinin yaratacağı etkiler düşünüldüğünde, bu durum aileler açısından büyük bir kâbusa dönüşüyor. Geçtiğimiz yıl 820 bin olan kronik işsizlere bu yıl, kriz döneminde işsiz kalmış 124 bin kişi daha katıldı. Kornik işsizlerin sayısı 820 binden 944 bine ulaştı. Toplam işsizler arasında kronik işsizlerin oranı yüzde 21’den yüzde 28’e ulaştı.

GENİŞ TANIMLI İŞSİZLİK YÜZDE 20’NİN ÜZERİNDE

 

Türkiye açısından işsizlik verileri ile ilgili olarak giderek önemini artıran kesim, işe başlamaya hazır olup, iş bulmaktan umudunu kestiği için iş aramayan ve bu nedenle işsiz sayılmayanlar ile diğer nedenlerle işe başlamaya hazır olup, iş aramayan ve bu nedenle işsiz sayılmayanlardır. Bu durumda olan kişi
sayısı 10 yıl önce son derece azken, bugün neredeyse toplam işsiz sayısına yakın bir düzeye ulaştı. 2004 yılında sayısı 1 milyon 100 bin olan işe başlamaya hazır olup son 3 aydır, başta umutsuzluk olmak üzere, çeşitli nedenlerle iş arama kanallarından birini kullanmayan ve bu nedenle işsiz sayılmayanların sayısı, 2010 yılının Mart dönemi için 2 milyon 225 bin düzeyindedir.

 

Tanımlama nedeniyle işsiz sayılmayan, söz konusu 2 milyon 225 bin işsizi dahil ettiğimizde, daha gerçekçi bir rakama işaret eden geniş tanımlı (GT) işsizlik oranlarına ulaşıyoruz. Bu hesaplamaya göre işsiz sayısı 3 milyon 438 binden 5 milyon 663 bine yükselmekte, işsizlik oranı ise yüzde 13,7’den yüzde 20,66’ya çıkmaktadır.

 

GT işsizlik verilerine çeşitli nedenlerle tam zamanlı çalışamayanlardan oluşan, eksik istihdam sayılarını ilave ettiğimizde, işsiz ve yetersiz istihdam edilenlerin, toplam istihdama oranı yüzde 25,51’i bulmaktadır.

 

ÇALIŞMA SAATLERİ KISALTILMALI

 

Hükümetin başarısızlığını başarı olarak gösterme çabası bu verilerle kendini bir kez daha ele vermektedir. Hükümet, el ele verdiği işveren örgütleri ile işsizlikle mücadeleyi, işçilerle, emekçilerle mücadeleye dönüştürme gayretindedir.  İşsizliğe çözüm olarak kıdem tazminatlarının kaldırılmasını, işçi açısından daha fazla çalışmak ve daha fazla sömürü anlamına gelen esnekliği, kamu emekçilerinin iş güvencesinin kaldırılmasını, geçici çalışmanın yaygınlaşmasını, kiralık işçi uygulamalarını sunmaktadır. DİSK işsizlikle mücadele tek ve somut bir öneriyi kamuoyunun tartışmasına açmak istemektedir. O da çalışma sürelerinin aşağı çekilmesidir. Avrupa Birliği ülkelerinde haftalık 35-40 saat arası olan çalışma süreleri ülkemizde resmi olarak 45 saat fiili uygulamada 50 saatin üzerine çıkmaktadır. Çalışma süreleri düşürülürse bunun istihdama nasıl olumlu yansıyacağını göreceğiz. Ayrıca hükümet kayıtdışı ile mücadeleyi bu sistemden nemalanan işverenlerle çözmeye kalkarsa sonuç alamaz. Bu anlamda kayıtdışı ile mücadele de sendikalara yetki verilmelidir. Bunun dışında işsizliğe karşı çözüm için;

 

– Herkese iş güvencesinin ayrımsız bir şekilde uygulanması,

– Sendikal hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması

– Kamu girişimciliğinin ve hizmetlerinin istihdam yaratacak şekilde yeniden ele alınması,

– Çalışma saatlerinin aşağıya çekilmesidir.

– Türkiye’nin atıl işgücü kapasitesinin üretici bir faaliyet içerisinde harekete geçirilmesi ile mümkündür.

ITUC ETUC