28 NİSAN DÜNYA İŞÇİ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ GÜNÜ YAS GÜNÜ OLARAK ANILMALIDIR
28 NİSAN DÜNYA İŞÇİ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ GÜNÜ, İŞ CİNAYETLERİNDE ÖLEN ÇALIŞANLARA SAYGI İÇİN YAS GÜNÜ OLARAK ANILMALIDIR
“ İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği kamusal bir anlayışla ele alınmalı ve piyasa temelli kanun ve yönetmelikler değiştirilerek kitlesel cinayetlerin önüne geçilmelidir.”
Bilindiği üzere 28 Nisan, 2001 yılından beri ILO tarafından 28 Nisan “Dünya Çalışma Güvenliği ve Sağlığı Günü” olarak ilan edilmiştir. Ama çalışanların karşı karşıya kaldıkları tehlike ve riskler ve bunların sonucu ortaya çıkan ölümlü iş kazaları ve kalıcı iş göremezlikler devasa boyutlara ulaşmış durumdadır.
ILO tarafından dünyada çalışma ortam ve koşullarının düzeltilmesi ve insan onuruna yakışır iş anlayışının belirleyici ilke olarak kabul edildiği göz önüne alınırsa, bu hedefe ulaşılmanın çok uzak olduğunu burada belirtmek zorundayız.
ILO’nun 2014 yılı Küresel İstihdam Eğilimleri raporuna bakıldığında; “Küresel ekonomik krizin başlangıcından 5 yıl sonra (2012 yılından itibaren) büyüme yavaşladı ve işsizlik tekrar artmaya başladı. İşgücüne katılım oranları açısından 2013 yılı itibariyle herhangi bir iyileşmenin gerçekleşmedi. Dahası, işgücüne katılma oranları, kriz öncesi dönemin bile altında kalmış durumda.2013 yılında küresel düzeyde 62 milyon kişi daha istihdama katıldı. ”
ILO’ya göre, 2013 yılında önceki yıla göre yaklaşık 5 milyon kişi daha işsiz kaldı ve işsiz sayısı küresel düzeyde yaklaşık 202 milyona ulaştı. Küresel işsizlik artışının büyük bölümü, Doğu Asya ve Güney Asya bölgelerinde gerçekleşti.
“Dünyada her 10 kişiden beşi “kırılgan” işlerde çalışmaktadır. Başka bir değişle bunlar ya ailelerinin işlerine yardım eden kişiler ya da herhangi bir koruma kapsamı içinde yer almama riski büyük, kendi hesabına çalışanlardır. Gelişmekte olan ülkeler söz konusu olduğunda bunlar büyük olasılıkla kayıtdışı sektörde çalışmaktadırlar. Dolayısıyla yapılan işlerde yoksulluk, düşük kazanç, tehlikeli çalışma koşulları ve sağlık sigortası yokluğu gibi büyük riskler gündemdedir. Görüldüğü üzere, kayıtdışılığın, iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları açısından ne denli olumsuz etkiler yarattığı ve sorunlara yapısal bir özellik kazandırdığını belirtmek gerekiyor.”
ILO’nun tahminlerine göre, Küresel istihdamın %48’i, kırılgan işlerde istihdam ediliyor. 375 milyon çalışan (küresel istihdamın % 11.9’u) çalışması karşılığında günlük 1.25 dolardan; 839 milyon çalışan (küresel istihdamın %26.7’si) ise günlük 2 dolardan daha az gelir elde ediyor.. Yani toplam istihdamın çok büyük bölümü yoksulluk ve sefalet içinde kıvranmaktadır.
Görüldüğü üzere, ekonomik büyüme tek başına ve durduk yerde insana yakışır iş olanakları yaratmadığı, var olan işlerin niteliğini geliştirmediği gibi, onları daha da taşeron ve güvencesiz ilişkilerin içine çekmeye çalışarak yoksulluğun daha derin yaşanmasına neden olmaktadır. Gelişmiş ülkelerde daha az olmakla birlikte, gelişmekte olan ülkelerde yaratılan istihdamın, önemli bir kısmının taşeron ve güvencesiz ekonomide olduğu herkes tarafından kabul görmektedir. Diğer yandan, uygun olmayan istihdam sorunu yalnızca enformel ekonomide kendini gösteren bir gerçek değildir, aynı zamanda kurumsal ekonomide dahi, sosyal koruma eksikliği, istihdam hizmetlerinin zayıflığı, örgütlenme ve hakların korunmasında yetersizlikler vb. uygun iş olanaklarındaki açıklara yol açmaktadır.
Ne yazık ki her yıl dünyada 250 ila 270 milyon iş kazası yaşanmakta, yine 160 milyon civarında meslek hastalığı vakası görülmekte ve yine bunlara bağlı olarak 2 milyon civarında insan hayatını kaybetmektedir. Ne acıdır ki, her yıl 22 bin civarında çocuk işçi yaşamını kaybetmekte ve bu olumsuzlukların iyileştirilmesi konusunda ciddi adımların atıldığını görememek derin bir kaygı yaratmaktadır.
İŞÇİ SAĞLIĞI VE İŞ GÜVENLİĞİ ALANINDA ÜLKEMİZİN SİCİLİ ÇOK BOZUK DURUMDADIR
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği alanında 2004 yılında ILO’nun 155 ve 161 Sayılı Sözleşmelerinin Mecliste kabul edilmesiyle birlikte , temel içeriğini 89/391 EEC Çerçeve Direktifin oluşturduğu yasa tartışması, alt mevzuat düzenlemeleri ve kurumsal yapı dönüşümleri yaşanmaya başlandı.
2005-2012 yılları arasında yasa ve alt mevzuat tartışmaları bu alana damgasını vurdu.2012 Haziranında 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği yasası tarafların ortak kabulü olmadan 7 yıl aradan sonra kabul edilerek kademeli olarak uygulanmaya başladı.
8 Ekim 2013 tarihli Resmi Gazetede yayınlanarak kabul edilen ILO 187 İş Sağlığı ve Güvenliğini Geliştirme Çerçeve Sözleşmesi (2006) 16 Ocak 2015 tarihinde yürürlüğe girmiştir.
Türkiye, işçi sağlığı ve iş güvenliği alanı açısından en problemli iki alan olan ve kitlesel ölümlerin sıkça yaşandığı inşaat ve madencilik sektörlerinde ILO’nun 167 sayılı “İnşaat İşlerinde Sağlık ve Güvenlik” sözleşmesi 29.11. 2014 tarihinde, 176 Sayılı “Madenlerde Sağlık ve Güvenlik Sözleşmesi”ni 12.12.2014 tarihinde nihayet kabul etmiştir.
Ülkemiz açısından duruma bakıldığında, mevzuat ve kurumsal değişikliklere rağmen, ölümlü iş kazaları, kalıcı iş göremezlikler, meslek hastalıkları tablosu daha da kötüleşmektedir.
2004-2012 dönemine bakıldığında, yani 155 ve 161 sayılı ILO sözleşmeleri mecliste kabul edilmesinden 6331 sayılı yasanın çıkışına kadar, her yıl ortalama 1316 çalışan yaşamını yitirmiştir.
2004-2014 yılları arası ise, yani 6331 sayılı yasanın kabulünden 2 yıl sonra bu ortalama yıllık 1377 sayısına ulaşmıştır.
2015 yılının 11 ayında 1730 işçi yaşamını yitirmiş durumdadır.
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği uygulamaları ve Meslek Hastalıkları tanısının normlara uygun konulması ve tedavi süreçlerinin altyapısının oluşturulması konusunda Türkiye’nin sicilinin oldukça bozuk olduğu burada açıkça ifade etmek gerekmektedir.
Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Konseyi’nin kabul ettiği bütün Politika Belgeleri ve Eylem Planlarına bakıldığında başarısızlık açık bir şekilde görülür.
Ülkemizde işçi sağlığı ve iş güvenliği sistemi çökmüş durumdadır. Yapılan bütün düzenlemeler bu çökmüş sistem üzerine yapılmakta ve/fakat ortaya çıkan sonuçlar giderek çok daha kötü olmaktadır.
Bu günün anlam ve önemine uygun olarak yas günü olarak anılması önemlidir.
Ölenlerin anısına eğer saygı gösterilmesi temel önemdeyse, bu sermaye birikim rejiminin değiştirilmesi gerekmektedir.
Sonuçta;
Kamusal bir işçi sağlığı ve iş güvenliği alanı yaratmak için bütünlüklü bir sistem gerekmektedir. Ancak bu şekilde yukarda oluşturulmuş mekanizmaların işletme düzeyinde etkin olması sağlanabilir.
Sendikal örgütlenmenin önündeki bütün engelleri ortadan kaldıracak güçlü bir mücadele temel önemdedir.
Taşeron ve güvencesiz üretim sisteminin tamamen yasaklanması ve/veya ciddi denetim ve sınırlama getirilmesi için samimi, etkin bir mücadelenin toplumsal yaşamın her alanında verilmesi artık kaçınılmaz bir hal almıştır.
Sağlık, güvenlik ve çevreyle ilgili özerk-demokratik bir kurumsal yapının sendikalar, meslek oda ve birlikleri ve üniversiteler ile birlikte yaşama geçirilmesi olmazsa olmaz bir koşul olmuştur.