Image Map

Soma Katliamı’nın 12’nci yılı: Ne öfkemiz dindi; ne adalet arayışımız bitti!

Soma katliamının 12’nci yılında DİSK Yönetim Kurulu adına Genel Başkan Arzu Çerkezoğlu’nun açıklaması

Soma’da 301 maden işçisini katledilmesi,162 işçinin yaralanmasının üzerinden tam 12 yıl geçti. 12 yılda öfkemiz ve adalet arayışımız hiç bitmedi.

Öfkeliyiz çünkü Soma bir kaza değildi; göz göre göre gelen bir katliamdı. 301 madenci, işçinin canını bir ton kömürden daha ucuz gören bu çarpık düzenin, “hadi hadi” düzeninin çarkları arasında can verdi. 301 madenci daha fazla kömür, daha fazla kâr için can verdi.

Öfkeliyiz çünkü, Soma’dan sonra madenlerde gerekli önlemler alınmadı; aksine Ermenek’te, Amasra’da, İliç’te; madenlerde katliamlar devam etti.

Öfkeliyiz çünkü Soma’dan sonra sorumlular hak ettikleri cezaları almadı; aksine dosyalar kapatılmak, suçlular ödül gibi cezalarla kurtarılmak istendi.

Tam da bu yüzden Soma’yı unutmak, yeni katliamlara davetiye çıkarmaktır.

Bu ülkede sadece madenlerde değil tüm işkollarında işverenlerin işçi sağlığı ve iş güvenliğini yok saymasına göz yumulmaktadır. Kağıt üzerinde kalan uluslararası sözleşmeler, işverenler lehine yapılan yasal değişiklikler, çalışma koşullarına ve acımasız sömürü düzenine dokunmayan “strateji ve eylem planları”nın ağır sonuçları Soma’da, Torunlar’da, Ermenek’te, Amasra’da, Gebze’de, Balıkesir’de, Erzincan/İliç’te kitlesel ölümler olarak yaşanmıştır.

Yaşanan onca felakete rağmen, çalışma ortam ve koşullarının iyileştirilmesi, sendika ve toplu sözleşme hakkının özgürce uygulanması, işçi sağlığı ve iş güvenliğinde sözleşmelerin ve yasaların hayata geçirilmesi için elle tutulur hiçbir adım atılmamaktadır. İktidarın bu alandaki politikası, işçi sağlığı ve iş güvenliğini bir maliyet kalemi olarak gören sermayenin talepleri doğrultusunda şekillenmektedir.

İşçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin yanı sıra adalet de “maliyet” kalemi olarak görülmekte; iş cinayetlerinde cezasızlık kural haline getirilmekte, böylece işverenlerin hiçbir bedel ödemeden işçilerin canına kast etmesine imkan verilmektedir. Mevcut adalet sistemi, toplumsal vicdanı tümüyle göz ardı etmektedir. İktidar böylesi katliamları kader ve fıtrat ile açıklamaya çalışarak sermayenin vahşi düzenini aklamaktadır.

Soma Katliamı’nda sağlanamayan adalet, sermayenin pervasızlığını artırmakta, büyük katliamlar devam etmektedir. Soma Katliamı davasını Soma’dan kaçıran, maden patronu ve yöneticilerini adeta ödüllendiren bu yargı sistemi, bakanlıklar düzeyinde sorumluluğu bulunanları da cezasızlık ve zamanaşımıyla adeta aklamıştır. Uzun bir hukuk mücadelesinin sonucunda 2020 yılında Anayasa Mahkemesi’nin kararıyla, sorumluluğu olan kamu görevlilerinin yargılanmasının yolu açılsa da, kamu görevlileriyle ilgili iddianame ancak üç yıl sonra, Aralık 2023’te hazırlanabilmiş ve sonuçta dava 29 Nisan 2025’te zamanaşımıyla düşürülmüştür. Bu cezasızlık yeni kitlesel katliamların yaşanmasının da önünü açmıştır, açmaktadır.

ILO sözleşmelerini göz ardı edenler; işçi sağlığı ve iş güvenliği mevzuat ve uygulamalarını sermayenin çıkarlarına uygun biçimde değiştirenler/esnetenler; güvencesiz ve kötü çalışma koşullarını kural haline getirenler; işyerlerinde “iç denetim” için hayati olan sendikal hakları tahrip edenler bu katliamın asıl sorumlularıdır.

“Daha fazla kâr, daha fazla kan” politikası sermaye için her zaman temel yaklaşım olmuştur. Bu yaklaşım, AKP iktidarları döneminde ise canlı yaşamını, doğayı ve çevreyi de kapsayan acımasız bir sermaye birikimine evirilmiştir.

Karşımızda ülke ve toplum yaşamına karşı büyük bir tehdit oluşturan; ahlaki olarak çürümüş, hukuku sermayenin çıkarları için araç haline getiren, birikim ve rekabet için her şeyi göze almış bir rejim vardır. Çalışanların onuruna yakışan, onları ölümcül tehlikelerden koruyan bir çalışma ortamı sağlanacaksa, işçi sınıfının kendi örgütlü gücüyle, mücadelesiyle olacaktır. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği alanı tam da bu nedenle temel örgütlenme ve mücadele alanlarımızdan biridir.

Soma katliamını unutmamak, unutturmamak başta sendikalar olmak üzere bütün toplum kesimlerin görevidir. Bu düzenin böyle gitmesini örgütlenerek engelleyecek ve bütün iş cinayetlerinde kaybettiklerimiz için adaleti bir gün mutlaka sağlayacağız. Soma katliamında da adalet, “işçiler birleşip bu düzeni değiştirdiğinde” gelecektir.

İş cinayetleri ve katliamların son bulması, insan onuruna yakışır çalışma koşullarının yaratılması için birleşik, kararlı ve örgütlü bir mücadeleyi bu temel anlayış içinde sürdürmek kaçınılmaz bir görev olarak önümüzde durmaktadır.

 

 

ITUC ETUC