Image Map

Okullar açılırken Milli Eğitim Bakanlığı önünden haykırdık: Çocuktan işçi olmaz!

Okullar açılırken Milli Eğitim Bakanlığı önünden haykırdık: Çocuktan işçi olmaz!

14 Eylül Pazartesi günü Milli Eğitim Bakanlığı önünde gerçekleştirdiğimiz basın açıklamasında DİSK-AR tarafından hazırlanan Çocuk İşçiliği raporumuzu ve çocuk işçiliğine karşı taleplerimizi kamuoyu ile paylaştık.

Basın açıklamasına, DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, DİSK Genel Sekreteri Tayfun Görgün, DİSK Genel Başkan Yardımcısı Remzi Çalışkan, DİSK Yönetim Kurulu üyesi Şükret Sevgener ve DİSK İç Anadolu Bölge Temsilcisi Birgül Kaya da katıldı.

DİSK Genel Başkanı burada yaptığı açıklamada “Çocukların yeri fabrikalar, atölyeler, tarlalar değil; okullardır! Çocukların görevi patronlara ucuz işgücü olmak değildir. Çocukların görevi giderek yoksullaşan ailelerin bütçesine katkıda bulunmak değildir. Her çocuğun hakkı eğitimdir. Her çocuğun hakkı oyun oynamaktır, öğrenmektir, hayal kurmaktır, büyüyebilmektir ve geleceğe güvenle bakmaktır” dedi.

Genel Başkanımız açıklamasına MESEM’lerdeki çocuk emeği sömürüsüne ve yine son dokuz yılda en az 646 çocuğun çalışırken yaşamını yitirmesine tepki göstererek şunları söyledi:

“Çocukların tehlikeli işlerde çalıştırıldığı, denetimsizliğin olağanlaştırıldığı, çocuk emeğinin ucuz işgücü olarak görüldüğü bir düzende yaşanan ölümleri kader olarak kabul edemeyiz. Bir ülkenin çocukları çalışırken ölüyorsa, bu düzen değişmelidir, hatta bu düzen yıkılmalıdır! (…) Çocuk işçiliğiyle mücadele etmek istiyorsak meseleyi yalnızca çocukları işyerlerinden çekmek olarak göremeyiz. Çocuğu işyerine gönderen ekonomik ve sosyal koşulları ortadan kaldırmak zorundayız.” 

Genel Başkanımız Arzu Çerkezoğlu’nun yaptığı basın açıklamasından satırbaşları:

ÇOCUKLARIN YERİ İŞYERLERİ DEĞİL, OKULLARDIR!

Değerli basın emekçileri ve mücadele arkadaşlarım…

Bugün 14 Eylül. Bugün Türkiye’de yeni eğitim-öğretim yılı başlıyor. Bu sabah milyonlarca çocuğumuz çantasını sırtına taktı, okulunun yolunu tuttu. Ama bu ülkede yüz binlerce çocuk için bugün okul zili çalmadı. Onlar fabrikaların, atölyelerin, sanayi sitelerinin, tarlaların yolunu tuttu. Arkadaşları sınıflarına girerken onlar işbaşı yaptı. Arkadaşları defterlerini, kitaplarını açarken onlar makinelerin başına geçti, şalteri kaldırdı, kepengi açtı.

İşte biz bugün tam da bu nedenle Milli Eğitim Bakanlığı’nın önündeyiz. Çünkü çocukların yeri işyerleri değil, okullardır. Bugün DİSK Araştırma Merkezi DİSK-AR tarafından hazırlanan Çocuk İşçiliği Raporunun verilerini sizlerle paylaşmak için bir aradayız.

Bu rapor yalnızca çalışan çocukların sayısını ortaya koyan bir çalışma değildir. Bu rapor; çocuk yoksulluğunun, eğitimden kopuşun, güvencesiz çalışmanın, MESEM uygulamalarının ve çocuk iş cinayetlerinin birbirinden bağımsız sorunlar olmadığını ortaya koymaktadır. Bu rapor çocuk işçiliğinin arkasındaki düzeni göstermektedir.

Öte yandan bu raporu hazırlarken karşı karşıya kaldığımız zorluklar, ülkeyi yönetenlerin çocuk işçiliğini bir sorun olarak görmediklerini göstermektedir. Türkiye’de çocuk işçiliğinin gerçek boyutlarını ortaya koymanın önündeki temel sorunlardan biri de düzenli, karşılaştırılabilir ve güncel veri eksikliğidir. TÜİK’in Çocuk İşgücü Araştırması 2006’dan sonra kapsamları farklı olmakla birlikte 6-7 yıllık aralıklarla iki defa gerçekleştirilmiş, UNICEF ile birlikte yürütülen Türkiye Çocuk Araştırması ise 2022 yılında bir kez gerçekleştirilmiş ve tekrarı planlanmamıştır. Verileri düzenli izlenemeyen her hangi bir konu üzerine politika üretilemeyeceği açıktır. Nitekim raporumuzda da görüleceği gibi çocuk işçiliği ülkemizin kanayan bir yarası olmaya devam etmektedir.

Öncelikle şu gerçeğin altını çizmek isteriz ki, çocuk işçiliği, çocukların veya ailelerinin tercihi değildir. Çocuk işçiliği; düşük ücretlerin, işsizliğin, güvencesizliğin, kayıt dışılığın, sendikasızlaştırmanın ve yetersiz sosyal politikaların sonucudur.

Çocuk işçiliği, yetişkin yoksulluğunun çocuk emeğine dönüşmüş halidir. Raporumuzun ortaya koyduğu temel gerçek budur. Ve bu gerçeği özellikle bugün, okulların açıldığı gün, Milli Eğitim Bakanlığı’nın önünde yüksek sesle söylüyoruz:

Çocukların yeri fabrikalar, atölyeler, tarlalar değil; okullardır!

Çocukların görevi patronlara ucuz işgücü olmak değildir.

Çocukların görevi giderek yoksullaşan ailelerin bütçesine katkıda bulunmak değildir.

Her çocuğun hakkı eğitimdir. Her çocuğun hakkı oyun oynamaktır, öğrenmektir, hayal kurmaktır ve geleceğe güvenle bakmaktır.

HER ÜÇ ÇOCUKTAN BİRİ YOKSUL!

Değerli basın emekçileri;

Raporumuzda yer alan ilk büyük gerçek çocuk yoksulluğudur. Türkiye’de yaklaşık her üç çocuktan biri yoksuldur. 2025 yılı itibarıyla 6 milyon 708 bin çocuğumuz yoksulluk içinde yaşamaktadır. Çocukların yüzde 36,8’i ise yoksulluk veya sosyal dışlanma riski altındadır.

Bu rakamları yalnızca istatistiki bir veri olarak göremeyiz. Çocuğun eğitimden kopup çalışma yaşamına itilmesinin arkasında çocuk yoksulluğu vardır. Çocuk yoksulluğunun temelinde de yetişkin yoksulluğu yer alır.

Bir ülkede açlık sınırının bile altındaki asgari ücret ortalama ücret haline geliyorsa;

Emekçilerin milli gelirden aldığı pay azalıyor, gelirde adaletsizlik büyüyorsa;

Güvencesiz ve kayıt dışı çalışma yaygınlaşıyorsa;

İşçiler sendikal haklarını kullanamıyorsa;

Bu düzenin bedelini yalnızca yetişkinler ödemez. Yoksulluğun faturası çocukların önüne de konur. Raporumuzda yer alan veriler bunu açıkça göstermektedir.

Çalışan çocukların yarıdan fazlası hane ekonomisine katkı zorunluluğuyla çalışma yaşamına girmektedir. Çalışan çocukların yüzde 70’i ise aynı zamanda ev işlerinde de çalışmaktadır. Kız çocuklarında ev içindeki görünmeyen emek yükü çok daha ağırdır.

Dolayısıyla çocuk işçiliğiyle mücadele etmek istiyorsak önce şu soruyu sormamız gerekiyor:

Bir çocuk neden çalışmak zorunda kalıyor? Çünkü bu ülkede hayat pahalı, emek ucuz ve bu ücretlerle yaşanmıyor. Çünkü güvenceli iş yok. Çünkü sosyal koruma yetersiz.

O nedenle bir kez daha söylüyoruz Çocuk işçiliğini ortadan kaldırmanın ilk şartı, anne ve babaları yoksulluktan kurtarmaktır.

ÇOCUKLAR BÜYÜDÜKÇE OKULDAN KOPUYOR, İŞE GİDİYOR

Bugün okullar açılıyor. Ancak raporumuzdan da detaylı olarak görebileceğiniz gibi özellikle lise çağındaki çocukların eğitimden kopuşu söz konusu. 14-17 yaş grubunda okullaşma son eğitim yılında 8,1 puan geriledi. Peki okula gitmeyen çocuklar ne yaptı? Bunun yanıtını 15-17 yaş arasındaki çocuk istihdamındaki ürkütücü artışta görüyoruz.

2021 yılında bu yaş grubunda 520 bin çocuk çalışıyordu. 2025 yılında sayı 882 bine çıktı. Yalnızca dört yılda çalışan çocukların sayısı 362 bin arttı. Çocuk istihdamı yaklaşık yüzde 70 arttı. Bu artış, çocuk işçiliğiyle mücadele politikasının iflasıdır.

Tüm yaş gruplarında Türkiye’de bugün her 100 çocuktan en az 15’i çalışmaktadır.  Çocuk işçiliği son 13 yılda yalnızca 1,1 puan gerileyebilmiştir.

Ancak az önce de söylediğimiz gibi Türkiye’de çocuk işçiliğinin gerçek boyutlarını gösterecek düzenli, karşılaştırılabilir ve bütünlüklü bir veri sistemi bulunmamaktadır.

Verilerin ötesinde hepimizin gördüğü gerçekler ortadadır.

Bu ülkede mevsimlik tarımda çalışan çocuklar var. Sokakta çalışan çocuklar var. Küçük işletmelerde kayıt dışı çalışan çocuklar var. Ev içi üretimde görünmeyen çocuk emeği var. Göçmen ve mülteci çocukların emeği var. Dolayısıyla karşı karşıya olduğumuz tablo, açıklanan verilerden de ağırdır.

MESEM: DEVLETİN GÖREVİ PATRONLARA UCUZ İŞÇİ SAĞLAMAK DEĞİLDİR

Değerli basın emekçileri,

Bugün Milli Eğitim Bakanlığı’nın önünde özellikle üzerinde durmamız gereken bir başka gerçek daha var: MESEM gerçeği. Mesleki Eğitim Merkezlerine kayıtlı öğrenci sayısı son on yılda 5,3 kat arttı ve yarım milyonu aştı. 2025-2026 eğitim-öğretim yılında 392 bin 887 çocuk MESEM kapsamında kayıtlıdır. Özellikle kamu teşviklerinin genişletilmesiyle birlikte sistemde olağanüstü bir büyüme yaşanmıştır.

2020-2021 eğitim-öğretim yılında 159 bin 773 olan MESEM öğrenci sayısı, sadece bir yıl sonra 400 bin 437’ye yükselmiştir. Bir yıldaki artış yüzde 150,6’dır. Bu artışın kamu teşviklerinin genişletildiği dönemle çakışması mutlaka sorgulanmalıdır.

Çünkü burada çok temel bir soru vardır: Kamu kaynakları niye işletmelere ucuz çocuk ve genç işçi sağlamak için kullanılmaktadır.

Biz mesleki eğitime karşı değiliz. Tam tersine her çocuğun nitelikli mesleki eğitim alma hakkı vardır. Ama mesleki eğitim başka şeydir, çocukları ucuz işgücüne dönüştürmek başka şeydir. Mesleki eğitim; yeterli öğretmenlerle, çağın teknolojisine uygun kamusal atölyelerde, güçlü işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri altında verilmelidir. Çocuğun bilgisini, becerisini ve geleceğini elbette geliştirmelidir. Ancak bugünkü MESEM pratiğinde, kamu kaynakları böylesi bir nitelikli eğitim ortamını sağlamak için değil işletmelerin düşük maliyetli ve örgütsüz işgücü ihtiyacını karşılamak için kullanılmaktadır.

Bugünkü MESEM uygulamasında ise çocuklar gerçek işyerlerinde, gerçek üretim ilişkilerinin içerisinde, riskli/yüksek riskli fabrikalarda/atölyelerde/şantiyelerde çalıştırılmaktadır. Yetişkin işçilerle aynı üretim ilişkilerinin içinde bulunmakta ancak hakları söz konusu olduğunda aynı statüye sahip olmamaktadır.

Sendikalaşma hakları yok.

İş Kanunu’nun temel korumalarından yararlanamıyorlar.

Çalıştıkları süreler emeklilik prim günlerine tam olarak yansımıyor.

Çocuk üretirken işçi, ama hakları söz konusu olduğunda öğrenci sayılmaktadır.

Bu çelişki kabul edilemez.

Üstelik düşük maliyetli genç emeğin kitlesel biçimde yaygınlaştırılması yalnızca çocukları ve gençleri ilgilendirmemektedir. Bu model, çalışma yaşamının tamamını etkilemektedir.

Düşük maliyetli çocuk ve genç emeğin yaygınlaşması, yetişkin istihdamını da baskı altına almakta, genel olarak ücretleri aşağıya çekmektedir. İşveren açısından maliyeti düşürülmüş yeni bir emek havuzu yaratılmaktadır. Dolayısıyla mesele yalnızca bir eğitim modeli meselesi değildir. MESEM aynı zamanda bir emek rejimi meselesidir.

O nedenle biz, bir işçi örgütü olarak Milli Eğitim Bakanlığı’na soruyoruz:

MESEM için kamu kaynağı varsa neden meslek liselerinin kamusal atölyeleri güçlendirilmiyor?

Madem kaynak var neden bütün çocuklara ücretsiz okul yemeği yok?

Neden okullara ulaşım ücretsiz değil?

Bizim itirazımız tam da bunadır.

Devletin görevi patronlara ucuz çocuk emeği sağlamak değil, çocukları çalışmak zorunda kalmaktan kurtarmaktır.

ÇOCUKLAR ÇALIŞIRKEN ÖLÜYOR!

Çocuk işçiliğinin en ağır, en acı ve en kabul edilemez sonucu iş cinayetleridir. Son dokuz yılda en az 93 bin 517 çocuk iş kazası geçirdi. Ve yine son dokuz yılda en az 646 çocuk çalışırken yaşamını yitirdi. 646 çocuk! Bir okul dolusu çocuk!

Bu çocukların okul sıralarında olması gerekiyordu. Arkadaşlarıyla oynamaları gerekiyordu. Spor yapmaları gerekiyordu. Müzik yapmaları gerekiyordu. Hayal kurmaları gerekiyordu. Büyümeleri gerekiyordu. Ama çalışırken yaşamlarını kaybettiler.

Buna “kaza” deyip geçemeyiz. Çocukların tehlikeli işlerde çalıştırıldığı, denetimsizliğin olağanlaştırıldığı, çocuk emeğinin ucuz işgücü olarak görüldüğü bir düzende yaşanan ölümleri kader olarak kabul edemeyiz.

Bir ülkenin çocukları çalışırken ölüyorsa, bu düzen değişmelidir, hatta ve hatta bu düzen yıkılmalıdır!

TALEPLERİMİZ AÇIKTIR

Çocuk işçiliğiyle mücadele etmek istiyorsak meseleyi yalnızca çocukları işyerlerinden çekmek olarak göremeyiz. Çocuğu işyerine gönderen ekonomik ve sosyal koşulları ortadan kaldırmak zorundayız.

Bu nedenle DİSK olarak taleplerimiz açıktır:

Çocuk yoksulluğuyla mücadele edilmelidir. Ailelerin gelir güvencesi sağlanmalıdır. Yetişkinlerin ücretleri insan onuruna yaraşır bir yaşam sağlayacak düzeye yükseltilmelidir. Güvencesiz ve kayıt dışı çalışma önlenmeli, güvenceli istihdam artırılmalıdır.

Sendikal örgütlenmenin önündeki engeller kaldırılmalıdır. Çünkü anne ve babaların insanca ücret ve güvenceli çalışma hakkını kazanmasının en etkili yolu budur

Ekonomik nedenlerle okul terklerinin önüne geçilmelidir. Hiçbir çocuk ailesi geçinemediği için okulunu bırakıp çalışmak zorunda kalmamalıdır.

Her çocuk için ücretsiz, nitelikli ve kamusal eğitim güvence altına alınmalıdır. Okullarda parasız ve sağlıklı yemek sağlanmalıdır. Ulaşım, eğitim araçları ve temel eğitim giderleri kamu tarafından karşılanmalıdır.

Mesleki eğitim çocukların ucuz işgücüne dönüştürülmesinin aracı olmaktan çıkarılmalıdır. Mesleki eğitimin amacı işletmelerin düşük maliyetli işgücü ihtiyacını karşılamak değil, çocukların nitelikli eğitim ve meslek edinme hakkını güvence altına almak olmalıdır. MESEM başta olmak üzere işletme temelli mesleki eğitim modelleri çocukların eğitim, sağlık ve güvenlik hakları temelinde yeniden düzenlenmelidir. Eğitimin ağırlığı işletmelerden okullara ve kamusal atölyelere kaydırılmalıdır.

Kamusal mesleki eğitim güçlendirilmelidir. Mesleki ve teknik eğitim kurumlarının atölyeleri çağın teknolojisine uygun biçimde yenilenmeli, yeterli öğretmen ve eğitici istihdam edilmeli, güvenli ve nitelikli uygulamalı eğitim kamu tarafından sağlanmalıdır.

Kamu kaynakları işletmeler açısından çocuk ve genç emeğinin maliyetini düşürmek için değil; çocuk yoksulluğunu azaltmak, okul terklerini önlemek ve kamusal eğitimi güçlendirmek için kullanılmalıdır.

Çırakların ve stajyerlerin sendikalaşma hakkı güvence altına alınmalıdır. İşyerinde fiilen üretimin parçası olan gençler örgütlenme, temsil ve toplu sözleşme hakkından mahrum bırakılamaz.

MESEM, çıraklık ve stajyerlikte fiilen çalışılan süreler emeklilik hakları bakımından tam olarak sayılmalıdır.

Çocukların bulunduğu işyerleri etkin ve düzenli biçimde denetlenmelidir. Denetimler kâğıt üzerinde kalmamalı; çocuğun yaptığı iş, çalışma süresi ve maruz kaldığı bütün riskler fiilen denetlenmelidir.

Çocukların tehlikeli ve yasak işlerde çalıştırılması kesin olarak önlenmeli, mevzuata aykırı biçimde çocuk çalıştıran işverenlere caydırıcı yaptırımlar uygulanmalıdır.

Çocuk işçiliğine ilişkin kamu verileri düzenli ve şeffaf biçimde açıklanmalıdır. TÜİK, SGK, MEB ve ilgili bütün kurumlar verileri yaşa, cinsiyete, sektöre, çalışma biçimine, eğitim durumuna ve bölgeye göre kamuoyuyla paylaşmalıdır.

Ve sendikalar çocuk işçiliğiyle mücadelede doğrudan söz ve denetim sahibi olmalıdır.

Mesleki eğitim modellerine ilişkin kararlar yalnızca devlet ve işverenlerin ihtiyaçları doğrultusunda alınmamalı; sendikalar, eğitimciler, meslek örgütleri ve çocuk hakları alanında çalışan kurumlar karar ve denetim süreçlerine etkin biçimde dahil edilmelidir.

Değerli basın emekçileri;

Bugün Milli Eğitim Bakanlığı’nın önünden ülkeyi yönetenlere sesleniyoruz:

Bir ülkenin kalkınması çocuklarını daha erken yaşta çalıştırarak sağlanamaz. Bir ülkenin geleceği ucuz çocuk emeği üzerine kurulamaz. Çocuk emeği üzerinden rekabet eden bir ekonomi geleceğini tüketir.

Çocuk işçiliğinin çözümü çocuklara “çalışmayın” demek değildir. Çözüm, çocukların çalışmak zorunda olmadığı bir ülke kurmaktır. Çözüm anne babaların çocuklardan gelecek gelire ihtiyaç duymadan yaşayabildiği bir ülkedir… Çözüm işçilerin güvenceli ve sendikalı olduğu bir ülkedir…Her çocuğun ücretsiz ve nitelikli eğitime erişebildiği bir ülke…Çözüm kamu kaynaklarının patronların ucuz işgücüne erişimi için değil, çocukların eğitimi, sağlığı ve geleceği için kullanıldığı bir ülkedir…

Bugün milyonlarca çocuğun okul zili çaldı.

Bugün okullar açılırken Milli Eğitim Bakanlığı’nın önünden bir kez daha haykırıyoruz:

Çocuklarımız ucuz işçi olmayı değil; eğitimli, sağlıklı, güvenceli bir geleceği hak ediyor!

Biz bunun için örgütleneceğiz. Bunun için mücadele edeceğiz.

Çocuk işçiliğinin olmadığı, yetişkinlerin insanca ücretlerle, güvenceli ve sendikalı çalıştığı bir ülkeyi hep birlikte kuracağız.

Yaşasın çocuklar; çocuklar yaşasın!

Yaşasın örgütlü mücadelemiz!

DİSK-AR Raporuna erişmek için tıklayınız: arastirma.disk.org.tr/?p=13791

ITUC ETUC