Eşitlik mücadelemizden vazgeçmiyor
EŞİTLİK MÜCADELEMİZDEN VAZGEÇMİYORUZ!
EŞDEĞER İŞE EŞİT ÜCRET İÇİN TUT ELİMDEN ÖRGÜTLEN!
18 Eylül Uluslararası Eşit Ücret Günü’nde emeğimizi ucuz işgücü olarak gören, görünmez hale getiren ve değersizleştiren eşitsizliklere karşı mücadelemizi yükseltiyoruz!
Biz kadın işçiler dünyanın her yerinde aynı gerçekle karşı karşıyayız. Aynı işyerlerinde çalışıyor, aynı işi yapıyor, aynı enflasyonla mücadele ediyor, üstelik üzerimize bırakılan bakım emeğinin tüm sorumlulukları nedeniyle çifte mesai yapmak zorunda bırakılıyor; tüm bunlara rağmen erkeklerden daha düşük ücret alıyoruz.
Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) verilerine göre dünya genelinde kadınlar ücretli istihdamda erkeklerden ortalama yüzde 20 daha az kazanıyor. Üstelik bu ücret farkı bakım sorumluluklarının kadın işçilerin üzerine yıkılması, kayıt dışı çalışması, engelli ya da göçmen olması gibi durumlarla daha da büyüyor. Bu gelir açığının kapanmasının ise 257 yıl sürebileceği öngörülüyor.
Türkiye’de ise erkeklerin gelirleri kadınlardan yüzde 30 daha fazla. Yani kadınlar 100 lira gelir elde ederken erkekler 130 lira elde ediyor. Bu oran ücretli ve maaşlılarda yüzde 19 olarak gerçekleşirken, yevmiyelilerde ise yüzde 89’a kadar yükseliyor.
Ücret eşitsizliği yalnızca ay sonunda kadın işçilerin daha az ücret alması anlamına gelmiyor. Daha düşük ücret kuşaklar boyunca büyüyen bir eşitsizlik anlamı taşıyor. Eşdeğer işe eşit ücret yoksullukla mücadelenin, biz kadınların ekonomik bağımsızlığının, sosyal adaletin ve eşitliğin temel unsurlarından birini oluşturuyor.
Toplumsal cinsiyet eşitsizliği çalışma yaşamının her alanında karşımıza çıkıyor. Kadınların üzerine yıkılan bakım yükü nedeniyle kadınların işgücüne katılımı erkeklerin gerisinde kalıyor, kadınlar daha düşük ücretli, güvencesiz ve kayıt dışı işlerde yoğunlaşıyor. Bugün Türkiye’de 5,5 milyon kadın ev işleri nedeniyle işgücü piyasasına giremiyor. Erkeklerde yüzde 70,6 olan işgücüne katılım oranı kadınlarda yarısı kadar, yüzde 35,3 düzeyinde kalıyor.
Çalışma yaşamında ayrımcılık daha işe alım aşamasında başlıyor. Milyonlarca kadın iş bulma ümidini kaybediyor. İstihdam edilen kadınların ise çok büyük çoğunluğu kısmi süreli ve güvencesiz işlere mahkûm ediliyor. 33,9 milyon kadının yalnızca 6,7 milyonu kayıtlı ve tam zamanlı istihdam edilebiliyor. 27 milyon kadın ise kayıt dışı ve yarı zamanlı işlerde çalışmak zorunda bırakılıyor!
Siyasal iktidar ücret eşitliğini sağlamak, kadınlara güvenceli, sendikalı işler yaratmak yerine, Orta Vadeli Programlarında kadın istihdamını artırma adı altında esnek çalışma biçimlerini yaygınlaştırmayı hedefliyor.
Kadınların ihtiyacı esnek ve güvencesiz çalışma ile ucuz işgücü haline getirilmek değildir. Biz kadınların asıl ihtiyacı insanca yaşamaya yetecek ücret, güvenceli, sendikalı, eşit ve ayrımcılıktan uzak çalışma hayatıdır. Bunun bir parçası olarak eşdeğer işe eşit ücret temel bir haktır.
Kadın işçilerin erkeklerden daha düşük ücret alması, daha kötü çalışma koşullarına mahkûm edilmesi veya terfi olanaklarından dışlanması kabul edilemez. Türkiye’nin 1966 yılında onayladığı, ILO’nun 100 No’lu Eşit Ücret Sözleşmesi, kadın ve erkek işçilerin eşit değerdeki işler için ayrımcılık olmaksızın eşit ücret alma ilkesini güvence altına almaktadır. Eşit ücret hakkının gerçek anlamda hayata geçmesi için etkin denetim, ücret şeffaflığı, sendikal örgütlenme, toplu pazarlık ve eşitliği esas alan kamusal politikalar gerekir.
DİSK’li kadınlar olarak bu nedenle yalnızca ücret farklarını kapatmak için değil, kadınları eşitsizliğe mahkûm eden düzeni değiştirmek için mücadele etmeye ve taleplerimizi yükseltmeye devam edeceğiz.
ACİL TALEPLERİMİZ:
- Bu nedenle 18 Eylül Uluslararası Eşit Ücret Günü’nde taleplerimizi bir kez daha açıkça ortaya koyuyoruz:
- Eşdeğer işe eşit ücret politikası yasal güvenceye alınmalıdır.
- Eşdeğer işe eşit ücret politikasının her işyerinde uygulanması için etkin denetim mekanizmaları oluşturulmalıdır.
- Yetki ve karar mekanizmalarında kadınların eşit temsiliyeti sağlanmalıdır.
- Kadın istihdamını artırma adı altında dayatılan esnek çalışma biçimleri yerine, tam zamanlı ve güvenceli istihdam olanakları yaratılmalıdır.
- Kadınların üzerindeki bakım yükünü kadınların üzerinden almak için kreş, gündüz bakım evi, hasta ve yaşlı bakım merkezleri gibi kamusal sosyal politikalar yaygınlaştırılmalı ve herkes için ücretsiz bir hak olarak tanımlanmalıdır.
- İstanbul Sözleşmesi’nin fesih kararından derhal vazgeçilmeli, Sözleşme ve 6284 sayılı Kanun etkin bir biçimde uygulanmalıdır.
- 25 Haziran 2021’de yürürlüğe giren ILO’nun 190 sayılı Şiddet ve Taciz Sözleşmesi derhal onaylanmalı ve uygulanmalıdır.





