Ne unuturuz, ne affederiz!
DİSK Yönetim Kurulu’nun, 12 Eylül askeri faşist darbesinin 34. yıldönümü nedeniyle örgütlü bulunduğumuz tüm bölgelerde 12 Eylül’ü simgeleyen bina ya da kurumların önünde kitlesel protesto eylemleri yapılması kararı doğrultusunda gerçekleştirilen eylemlerde okunan basın açıklaması
12 EYLÜL AKP İLE SÜRÜYOR!
SUSMAYACAĞIZ, UNUTMAYACAĞIZ, AFFETMEYECEĞİZ!
Her türlü demokratik tepkiyi baskı ve zorla sindirmeyi, işkenceyi/devlet terörünü kurumsallaştırmayı, emeği örgütsüzlüğe sürüklemeyi hedefleyen 12 Eylül askeri darbesinin bugün 34’üncü yılı. 12 Eylül darbesi ile 650 bin kişi gözaltına alındı. 230 bin kişi yargılandı. 50 kişi idam edildi. 171 kişinin “işkenceden öldüğü” belgelendi. Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi. 95 kişi yargısız infazlarda öldü. 1 milyon 683 bin kişi fişlendi. 30 bin kişi “sakıncalı” olduğu için işten atıldı. 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı. 30 bin kişi “siyasi mülteci” olarak yurtdışına gitti. Gazetecilere toplam 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi. 39 ton gazete ve dergi imha edildi. 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi işlerinden çıkarıldı.
12 Eylül faşist zihniyetinin ilk hedeflerinden biri de DİSK oldu. Faaliyetleri yasaklanan, tüm mal varlığına el konulan DİSK’in Genel Başkanı’ndan işyeri temsilcisine kadar binlerce üyesi gözaltına alındı. İşkence altında yüz günün üzerinde gözaltında kalan DİSK’lilerin yöneticileri 4 yılı aşkın bir süre tutuklu kaldı. Cunta mahkemeleri DİSK’in kapatılmasını ve 78 yöneticisinin idamını istedi. DİSK üyesi İlerici Deri-İş Sendikası genel başkanı Kenan Budak, 25 Temmuz 1981 tarihinde İstanbul’un Zeytinburnu semtinde polis tarafından vurularak öldürüldü.
Cunta mahkemesi DİSK ve üyesi sendikaların kapatılmasına, 261 yönetici ve 3 uzmanın toplam 2053 yıl cezalandırılmasına hüküm verdi. Bu karar 1991 yılında Yargıtay tarafından bozuldu ve beraat kararı verildi. DİSK beraat etti fakat 12 yıl boyunca kapalı kaldı.
Bugün itibarı ile 12 Eylül’ün kukla mahkemelerinde, idam sehpalarında, yargısız infazlarında, işkencelerinde, cezaevlerinde, fişlemelerinde yüz binlerce insanın ödediği bedelin hesabı hala sorulmadı. Darbenin sorumlularının bir kısmı yargılandı, ceza aldı ancak bu yargılama iktidarın göstermelik bir siyasi propaganda faaliyeti olarak kaldı. 12 Eylül’de işlenen suçlar nedeniyle yargılanan sınırlı sayıda sanıktan kimse hapse girmedi. Darbecilere yönelik bu sembolik yargılamayla övünenler ise amaçlarının darbecilerle çok da farklı olmadığını defalarca gösterdiler. 12 Eylül’ün faşist darbecilerinin fikirleri bugün de iktidardadır.
12 Eylül askeri darbesi öncelikle işçi sınıfına karşı bir sermaye saldırısıydı. 12 Eylül ile “24 Ocak Kararları” olarak bilinen işçi düşmanı politikalar hayata geçirildi. 12 Eylül’den sonra “Bugüne kadar işçiler güldü, şimdi sıra bizde” diyerek 12 Eylül’ü alkışlayan sermaye sözcülerini bugün AKP iktidarı güldürüyor. İktidar kendi döneminde çığ gibi büyüyen taşeron sistemiyle çalışma yaşamında tam bir kölelik düzenini dayatıyor. Bu kölelik düzeni neticesinde işçiler ölürken “fıtrat” diyor, “kader” diyor. Çıkardığı yasalar ile işçi sağlığı ve güvenliği alanını da taşeronlaştırıyor.
Doğamız, kentlerimiz sermayeye yağmalatılıyor, eğitimden sağlığa tüm hizmetler sermaye için kâr alanı haline getiriliyor.
12 Eylül darbecileri, işçilerin hak alma ve arama bilincinin önünü keserek sermayeye hizmet etmişti. 12 Eylül ile beraber getirilen sendikalaşmayı zorlaştıran işkolu barajları, bugün AKP hükümeti tarafından şekilsel değişikliklerle korunuyor. Sendikaların baraj altında kalması için imza atılan uluslararası sözleşmeler ve mahkeme kararları bile uygulanmıyor. Grev hakkını sınırlayan yasal düzenlemeler AKP iktidarınca aynen elde tutuluyor ve uygulanıyor. Bu yasaları bile yok sayan fiili-hukuk dışı grev engelleri bizzat iktidarca uygulanıyor. AKP Türkiye’si, sendikal haklar alanında dünyada en kötü sabıkaya sahip, en baskıcı, en müdahaleci ülkelerden biri durumunda.
12 Eylül ile yapılmak istenen; toplumun hakları için mücadele etmesinin önüne geçmekti. Bugün de AKP hükümeti en ufak bir hak arayışının, demokratik bir tepki karşısında, ordu da dahil olmak üzere devletin zor aygıtlarını çıkarmaya, gencecik insanlarımızın ölümü pahasına vazgeçmiyor.
12 Eylül ile yapılmak istenen; tek tip, tek ses bir toplum yaratmaktı. Bugün de muhalif gazeteciler devletten ihale almanın peşindeki patronlarca işten kovuluyor, gazeteler tek manşetle çıkıyor. 4+4+4 eğitim sistemiyle tek tip bir nesil yetiştirilmenin adımları atılıyor, 12 Eylül darbecilerinin kurdurduğu YÖK, üniversitelerdeki tüm demokratik kanalların ve bilimsel düşüncenin önünü tıkıyor. AKP’nin ayrımcı, mezhepçi, ötekileştirici politikalarıyla farklı kimlikler, farklı inançlar “tekçi” bir zihniyetin baskısı altında ezilmek isteniyor.
Bugün darbenin üzerinden 34 yıl geçti. Elinde binlerce insanın kanı olan faşist cuntacı Kenan Evren’i göstermelik bir biçimde yargılayıp, onun ve arkasındaki güçlerin yapmak istediklerini büyük bir hevesle sürdürenler bugün büyük bir olasılıkla “darbe karşıtı” nutuklar atacak. Ancak bu nutuklar inandırıcılığını büyük ölçüde kaybetmiştir. Çünkü sokaklardan yükselen eşitlik, özgürlük, barış, demokrasi talepleri iktidarın zor aygıtları tarafından bastırılmak istenmektedir.
Ancak bu halk 12 Eylül ile er ya da geç hesaplaşacaktır. Bu hesaplaşma tiyatro oyununu andıran mahkemelerde gerçekleşmeyecektir. Bugün 12 Eylül ile hesaplaşmak AKP iktidarı döneminde patronlar “gülerken” iş cinayetlerinde ölen 12 bini aşkın işçinin hesabını sormaktır, “Taşeron Cumhuriyeti”ne karşı demokratik cumhuriyet mücadelesi vermektir. Bugün 12 Eylül ile hesaplaşmak demek Roboski’nin, Gezi direnişinde yitirdiğimiz gencecik fidanların, iktidarın beslediği çetelerin öldürdüğü Ortadoğu halklarının hesabını sormak demektir. Bugün 12 Eylül ile hesaplaşmak demek eşitlik, özgürlük, barış, demokrasi mücadelesini büyütmek demektir.
Darbenin bedellerini en ağır ödeyen örgütlerden biri olan Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu olarak bugün 12 Eylül’ün simge mekânlarının önünde buluştuk. Öte yandan amacımız bir trajediyi değil umutlu bir gelecek için mücadele kararlılığımızı anlatmaktır!
12 Eylül zindanları, işkencehaneleri, mahkemeleri nasıl ki umudumuzu yok edemediyse, AKP iktidarı da yok edemeyecektir. Darbenin tüm izlerinin bu ülkeden tamamen silineceği günler için mücadelemiz büyüyerek devam edecektir!